Hakkımda

Kendimle alakalı bir şeyler yazamama problemim yüzünden yıllardır bu sayfayı düzenlememiştim. Yazamıyorum çünkü kim ne yapsın benim hayatımı diye düşünüyorum. Sonra bloga gelip yazılarımı okuyanlar elbette ki benim kim olduğumu da merak edeceklerir diye düşünüyorum. Sonra aman kim merak etsin diye tekrar başa dönüyorum. Böyle bir kısır döngünün sonunda kararlılıkla hakkımda sayfasını oluşturmaya karar verdim.

22 Ocak 1993 tarihinde Konya’da gözlerimi dünyaya açmanın verdiği mutlulukla ağlamaya başlamışım. O anki mutluluk göz yaşlarından belliymiş aslında yaşamaktan keyif alacağım. Bebeklik dönemlerim de hep ağlayarak geçmiş. Tabi o zaman mutluluktan ağladığımı sanmıyorum. Mesela 4-5 yaşlarındayken annemin terlikleri ağlamama vesile olmuş olabilir.

Kısmen içine kapanık bir insanım. İnsanlara dertlerimi, sıkıntılarımı veya düşüncelerimi çok fazla anlatamıyorum. Bu yüzden gereksiz konuşmaktan da gereksiz konuşanlardan da çok haz duymuyorum. Bir günde beynimiz o kadar çok şeyle meşgul olurken gereksiz bilgilere vakit ayırmak beynimize ihanet olur düşüncesindeyim. Yaşamımın içerisinde de gereksiz şeylerden mümkün oldukça uzak durmaya çalışıyorum. Özellikle hayatıma gereksiz insan sokmuyorum, gereksiz olduğunu düşündüğüm insanları da hayatımdan çıkarıyorum. Mesela belirli periyotlarda rehberimi kontrol ederim ve uzun süredir konuşmadığım ve bundan sonra da konuşmamın bana bir şey katmayacağı insanların numarasını rehberimden silerim.

Hayatımda 2K kuralını benimsedim hep. Karanlık ve kalabalıktan uzak dur. Her ikisini de sevmiyorum. Karanlıktan hep korkmuşumdur. Karanlık bir ortamda kaldığımda aklıma hep yanımda başka birilerinin de olduğu gelir. Kaç yaşına geldim şu korkumu hala yenebilmiş değilim. Kalabalık ise boğuyor beni. Nefes alamıyorum sanki. Bu yüzden İstanbul’u sevemedim bir türlü ve bu yüzden Konya’yı seviyorum. Yeri gelmişken söyleyeyim, kazan dairelerinden de korkuyorum.

Realist bir bakış açısına sahibim. Duygularımdan çok mantığımla hareket eden bir yapım var. Aşırı duygusallığın insanı zayıflatacağını düşünüyorum. Duygusallığı geri planda tuttuğumdan olsa gerek insanlara karşı duygularımı da pek gösterebildiğimi söyleyemem. Birini seviyorsam sevgimi belli etmede bir takım sorunlar yaşıyorum, babam gibi.

Mağazalardan alışveriş yapmaktan nefret ediyorum. Avm avm gezen insanlara hep hayretle bakmışımdır. Bir insan neden saatlerini buna harcar anlayamadım. Üstelik günün sonunda eve eli boş dönmek de ayrı bir ironi. Bu yüzden hemen hemen tüm ihtiyaçlarımı internet üzerinden karşılıyorum. Hem dışarı çıkıp boş yere vakit kaybetmiyorum hem de alacaklarımı çoğu zaman daha ucuza temin edebiliyorum.

Bilgisayarın Hayatıma Girişi ve Hayatımı Ele Geçirişi

Bilgisayar ile tanışmam bir gün babamın dükkanına gidip o yatay kasayı görmemle başladı. 6 yaşlarındaydım sanırım. O zamanlar PUBG falan yoktu tabi. Paint’ten resim çizmekle mutlu olabiliyordum ancak. Daha sonraları bilgisayarın hayatımda bu derece önemli bir icat olabileceğini hiç düşünmemiştim. Aradan yıllar geçtikten sonra bilgisayar üzerine bir şeyler yapma isteğim daha da arttı.

Birkaç yıl sonra babamın eve bilgisayar almasıyla bilgisayar ile olan bağım daha da kuvvetlenmeye başladı. 16 mb ram, 8 mb ekran kartı, 15 inç monitör, 4 gb hdd vd Celeron 400 işlemci. Zamanında 300 dolar vermiş babam bu makineye. Şimdi ise antika.

İlk web sitemi 12-13 yaşlarında kurdum. Tabi o zaman forumlar modaydı ve internet ortamına ilk adımımı forumlar sayesinde attım. Birkaç kez bu şekilde girişimim oldu. Ardından 2009 yılında babamın bir arkadaşının oğlunun yanında işe başladım. Aslında çok da iş gözüyle bakılamaz. Sektöre ilk ayak basışımdı. Bu işin ne olduğunu burada öğrenecektim.

Usluer.Net’in Doğuşu

16 yaşındaydım. İlk iş deneyimim olan ajansta patronumun “gel sana bir blog açalım, Facebook’ta boş boş gezeceğine oraya yaz” demesiyle ilk kez blog kelimesini duygum. Daha sonra şu anki domainimi bana hediye etmesiyle ve bir hosting ayarlamasıyla da WordPress ile tanıştım. Tabi ben o yıllarda web sitelerinin forumlardan ibaret olduğunu düşünürken blog bana çok çekici gelmişti. Aklıma ne geliyorsa orada uzun uzadıya yazmak büyük keyif veriyordu. Üstelik birilerinin okuyup okumamasını da çok önemsemiyordum. Aradan birkaç ay geçtikten sonra blog yazmaktan sıkıldım ve yaklaşık 6 ay kadar yazmadım. Sonra tekrar blogumun başına döndüm. O gün bu gündür yazıyorum.

Güncelleme: 30.08.2018

Cevap Bırakın

Yorum ( 5 )
  1. Ramazan Güngör
    13 Temmuz 2011 - 10:21
    Cevapla
  2. Mass Mavi
    5 Ağustos 2011 - 17:13
    Cevapla
    • Usluer Yazar
      5 Ağustos 2011 - 18:48
      Cevapla
  3. Rüştü
    13 Ağustos 2011 - 18:06
    Cevapla
  4. Enver
    21 Ağustos 2011 - 23:41
    Cevapla