İnsanların Kalbini Değiştirmek Cesaret İster

Green Book

Bu yazımda siz kıymetli okurlara gönül rahatlığıyla önerebileceğim, önerirken aklımda hiçbir şüphe olmayan bir filmden bahsetmek istiyorum. Konusunu gerçek bir hikayeden alan, başrollerinde Viggo Mortensen ve Mahershala Ali’nin oynadığı Green Book filmi, 60’lı yıllarda, Amerika’da, siyahilere karşı yapılan ırkçılığı konu alıyor. Üstelik konuyu salt ırkçılıktan bahsederek değil siyahilere karşı fazlasıyla önyargılı olan bir beyazın, bir siyah ile dostluğunu ele alarak anlatıyor.

Filme adını vere Green Book kitabından da ufak bir bahsetmek gerekiyor. 1936-1966 yılları arasında her yıl yayınlanan, siyahilerin güvenli bir şekilde seyehat etmeleri için kullanması gereken rotaları belirten bir kitap. Hayaller ülkesi Amerika’nın (!) ırkçılıkta nirvana yaptığı yıllarda Victor Hugo Green tarafından yazılıyor bu kitap. Sırf ten renginiz farklı diye her türlü şiddete maruz kaldığınız, seyehatlerinizin bile güvenli olmadığı bir ülkenin bizlere hayaller ülkesi diye yutturulmaya çalışılması da (hatta yutturulması) sağlam bir pr çalışmasının eseri olsa gerek.

Film İtalyan kökenli bir beyaz olan Tony Lip’in siyahilere karşı gösterdiği tutum ile başlıyor. İşsiz kalan Tony kendisine geçici süreliğine iş ararken çok ünlü bir müzisyen olan Donald Shirley’nin 8 haftalık turnesinde kendisine eşlik edecek, şoförlüğünü yapacak birini aradığını öğreniyor. Filmin bundan sonrasında ise müzik ile insanların düşüncelerini değiştirebilmeyi uman Shirley ile siyahilere karşı önyargılı olan, kaba bir insanın sıcacık dostluk hiakyesine şahit oluyorsunuz. Çok küçük, ufacık bir spoiler vermem gerekiyor. Tony’nin, evine gelen iki siyahi insanın su içtiği bardağı direkt çöpe atmasından sonra ben sizin evveliyatınızı demeye başlıyorsunuz. Filmin ilerleyen sahnelerinde Tony’ye olan tutumunuz yumuşasa da bu sefer de farklı insanların evveliyatlarını yad ediyorsunuz.

Green Book

Filmde Viggo Mortensen’ın oyunculuğunu ayrı bir sevdim. Kaba bir insan nasıl iyi oynanabilirse o kadar iyi oynamış. Arabanın içinde yemek yeme tarzından tutun da film boyunca hiç söndürmediği sigarasına kadar şahaneydi. Kaba diyorum fakat derinlerde bir yerlerde içindeki o iyiliği görebiliyorsunuz. Ayrıca filmde geçen müzikler ve çekimler de çok iyiydi.

Filmi izlerken, izledikten sonra bir insanın sadece ten renginin beyaz olmasından dolayı farklı renkte ten rengine sahip insanlara karşı nasıl kendisini üstün görebilir diye düşündüm. Bu denli bağnaz bir düşünceye sahip insanlar bir de kendilerini dünyanın efendileri ilan ediyorlar. Vakti zamanında, dünyanın çeşitli yerlerinden getirilen insanların insanat bahçelerinde (adı bile kan donduruyor) sergilendiği Avrupa’yı medeniyet diye yutturdular bizlere.

Benim gibi vurdulu kırdılı filmlerden bıkmışsanız Green Book tam size göre. Gerek diyaloglar gerek filmdeki o samimiyetin izleyiciye geçmesi… Hiç sıkılmadan izleyebileceğiniz, her şeyiyle yerli yerinde sıcacık bir film olmuş. Filmin Oscar aldığını da belirteyim.

Bunları da okuyabilirsin
Yazı hakkındaki yorumunuz nedir?

3 Yorum
  1. Seyfettin
    13 Mayıs 2019 - 17:06
    Cevapla
  2. yalçın
    15 Mayıs 2019 - 14:14
    Cevapla
  3. Can
    25 Mayıs 2019 - 15:18
    Cevapla